AIDS belirtileri nelerdir?

Tahmini okuma süresi: 7 dakika 42 saniye

HIV ve AIDS arasındaki fark nedir?

HIV ve AIDS, her ne kadar birbirinin yerine geçebilen terimler olarak kullanılsa da, aslında bunlar aynı hastalığın farklı aşamalarını ifade ederler. AIDS, “Acquired Immune Deficiency Syndrome”, yani “Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak çevrilebilecek ifadenin kısaltmasıdır. HIV ise, “Human Immunodeficiency Virus”, yani “İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü” şeklinde çevirisi yapılabilecek ifadenin kısaltmasıdır.

HIV bağışıklık sistemine saldıran ve vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini zayıflatan bir virüstür. AIDS, HIV enfeksiyonunun en ileri aşamasıdır. Virüsün uzun süre vücutta kalması ve bu süre zarfında bağışıklık sistemine saldırması nedeniyle, bağışıklık sistemi ciddi şekilde hasar gördüğünde AIDS aşaması ortaya çıkar.

Daha basit bir ifadeyle, HIV, kapılan bir virüstür ve AIDS, virüsün doğru şekilde tedavi edilmediği takdirde gelişebileceği ve bağışıklık sistemine ciddi hasar veren bir durumdur. Yıllar içinde HIV tedavisinde çok ciddi aşamalar kaydedilmiştir. Böylece artık özellikle erken teşhis ve doğru tedavi ile HIV’li birçok kişinin AIDS’e yakalanmasının önüne geçilebilmektedir.

AIDS nedir?

AIDS, HIV’in bir kişinin bağışıklık sistemine ciddi zarar verdiği durumlarda ortaya çıkan bir sendromdur. Bu aşamada vücut, fırsatçı enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir. Fırsatçı enfeksiyonlar, sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip bir kişide genellikle zarar vermeyen hastalıklar olup, belirli kanser türleri, zatürre veya mantar enfeksiyonları gibi enfeksiyonları içerir. AIDS durumunda kişinin bağışıklık sistemi o kadar zayıflar ki, sağlıklı bir kişiyi etkilemeyecek olan enfeksiyonlara karşı bile vücudun direnci düşer, bağışıklık sistemi bir savunma geliştiremez.

Peki AIDS nasıl teşhis edilir? Bunun için öncelikle CD4 hücrelerinin ne olduğuna değinmeliyiz. Vücudumuzda CD4 adı verilen ve bağışıklık sistemimizin sağlıklı bir şekilde çalışması için çok önemli olan beyaz kan hücreleri bulunur. Bu hücrelerin sayısı aynı zamanda bağışıklık sisteminin ne kadar sağlıklı olduğunun da bir göstergesidir. Bu sayı her insanda aynı olmaz. Yetişkinlerde ve gençlerde farklı değerlerin çıkması normaldir ancak normal kabul edilen aralık yaklaşık olarak 500 ile 1500 arasındadır. AIDS teşhisinde bu sayı oldukça önem kazanır.

AIDS, HIV’li bir kişinin CD4 hücrelerinin sayısı çok düşük olduğunda veya şiddetli bağışıklık baskılanmasıyla ilişkili belirli enfeksiyonlar veya kanserler geliştiğinde teşhis edilir. Tedavi edilmezse AIDS, yaşam süresini önemli ölçüde kısaltır, ancak uygun bakımla ilerlemesi genellikle önlenebilir veya geciktirilebilir.

AIDS belirtileri nelerdir?

AIDS, HIV’in en ileri aşaması olduğu için bu aşamada artık kişinin bağışıklık sistemi büyük oranda etkisiz hale gelir. AIDS’e bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler de genellikle bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla savaşacak kadar güçlü olmaması nedeniyle ortaya çıkan enfeksiyonların veya hastalıkların sonucudur. Belirtiler, kişiye ve ilgili fırsatçı enfeksiyonlara göre değişebilir. 

AIDS’in bazı yaygın belirtileri ve semptomları şunlardır:

  • Hızlı kilo kaybı
  • Tekrarlayan ateş 
  • Gece aşırı terleme
  • Aşırı ve açıklanamayan yorgunluk
  • Koltuk altı, kasık veya boyunda lenf bezlerinin uzun süreli şişmesi
  • Bir haftadan uzun süren ishal
  • Ağız, anüs veya cinsel organlarda yaralar
  • Zatürre
  • Boğaz ağrısı
  • Hafıza kaybı, depresyon ve diğer nörolojik bozukluklar

Bu belirtilerin başka sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğini unutmamak önemlidir. Kesin tanı ancak bir tıp uzmanı tarafından konulabilir. Bu türden belirtilerin ortaya çıkması halinde kesin teşhis konulabilmesi ve doğru tedavinin yapılması için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna gitmek gerekir.

HIV nasıl bulaşır? AIDS nasıl bulaşır?

AIDS, HIV’in ileri versiyonudur. Uzun süreler tedavi edilmeyen HIV bir süre sonra bağışıklık sistemini de zayıflatarak AIDS aşamasına geçer. Dolayısıyla bulaşan AIDS’ten ziyade HIV’dir. 

HIV, kan, meni, vajinal sıvılar, rektal sıvılar ve anne sütü gibi belirli vücut sıvıları yoluyla bulaşır. Enfeksiyonun ortaya çıkması için virüsün kan dolaşımına girmesi gerekir. Virüsün kan dolaşımına girmesi ise genellikle aşağıdaki yollarla olur:

  • HIV pozitif bir kişiyle korunmasız cinsel temas
  • HIV ile enfekte kanla kontamine olmuş iğne veya şırıngaların paylaşılması
  • Uygun şekilde taranmamış kan nakli veya organ nakli (sıkı tarama prosedürleri olan ülkelerde nadirdir)
  • Doğum veya emzirme sırasında anneden çocuğa

HIV’den korunmanın yolları

HIV’in nasıl bulaştığını bilmek bu virüsten nasıl korunulabileceği konusunda da önemli ipuçları verir. Dolayısıyla kişinin öncelikle HIV’in ne olduğuna ve nasıl bulaşabildiğine dair bir farkındalığının olması önemlidir. Virüsün nasıl bulaştığını anlamak, insanların enfeksiyon riskini azaltacak bilinçli kararlar almasına yardımcı olur. HIV’in önlenmesi ve bu virüsten korunma korku ile değil;,bilgi, sorumluluk ve proaktif seçimlerle ilgilidir.

HIV’den korunmanın en etkili yollarından bazıları şunlardır:

  • Güvenli cinsel ilişki: HIV taşıyıcı olan kişinin vücut sıvıları HIV’in bulaşma yollarından bir tanesidir. Dolayısıyla her türden cinsel ilişki sırasında (vajinal, anal ve oral seks) prezervatif kullanımı son derece önemlidir. Prezervatifler, HIV’in bulaşmasına neden olabilecek vücut sıvılarının alışverişini önleyebilir.
  • Düzenli test ve partnerin sağlık durumunun öğrenilmesi: HIV taşıma ihtimali bulunan ve cinsel partner sayısı fazla olan kişilerin düzenli HIV testi yaptırması önemlidir. Her iki taraf da HIV durumunu biliyorsa, birbirlerinin sağlığını korumak için önlemler alabilirler.
  • PrEP’i (Maruz Kalma Öncesi Profilaksi): PrEP, HIV negatif ancak yüksek risk altında olan kişiler için günlük olarak alınan bir ilaçtır. Düzenli olarak alındığında, cinsel temas yoluyla HIV’e yakalanma riskini %99’a kadar azaltabilir.
  • İğne veya şırıngaların paylaşılmaması: HIV, cinsel ilişki dışında, bir enjeksiyon, kesik ya da açık yara teması olmadığı sürece aktarılamaz. Dolayısıyla her türden kesici alet veya enjeksiyon ekipmanının ortak kullanımından kaçınılmalıdır. Enjeksiyonluk ilaçlar kullanıyorsanız, daima temiz iğneler kullanın ve bu iğneleri kimseyle paylaşmayın.
  • Kan alırken ve verirken kullanılan malzemlerin steril olduğundan emin olunması: Sağlık sistemleri güçlü ülkelerde, bağışlanan kanlar titizlikle test edilir. Ancak, kaynakların sınırlı olduğu bölgelerde tıbbi işlemler geçiriyorsanız, kan nakilleri veya enjeksiyonların güvenli, saygın kaynaklardan geldiğinden emin olun.
  • HIV pozitif anne adaylarının tedavi alması: HIV ile yaşıyorsanız ve hamileysiniz, antiretroviral tedaviye erken başlamak virüsün bebeğinize bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Bu stratejileri birleştirerek ve bilgili kalarak, insanlar HIV enfeksiyonu riskini önemli ölçüde azaltabilir ve cinsel ve genel sağlıklarını kontrol altına alabilirler.

HIV pozitif bir annenin bebeği HIV pozitif olmak zorunda mıdır?

HIV, hamilelik, doğum veya emzirme sırasında anneden bebeğe geçebilir, ancak bu virüsün bebeğe mutlaka aktarılacağı anlamına gelmez. Özellikle erken dönemde durumun farkına varılması ve doğru tedavinin alınması halinde bulaşma riski önemli ölçüde azaltılabilir.

HIV’li bir hamile kadın hamilelik ve doğum sırasında antiretroviral tedavi (ART) alırsa ve bebek de doğumdan sonra önleyici tedavi alırsa, bebeğin HIV pozitif olma olasılığı %1’in altına düşer. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise emzirmedir. HIV emzirme yoluyla bebeğe aktarılabilir. Bu nedenle doğum sonrası bebeğe anne sütü yerine, formül süt verilebilir. Bu da bebeğin enfekte olma riskini azaltmak açısından önemli bir adımdır.

HIV tedavi edilebilir mi? AIDS tedavisi var mı?

HIV ya da onun ilerlemiş aşamalarını ifade eden AIDS’in maalesef nihai bir tedavisi yoktur. Ancak erken aşamalarda hastalığın fark edilmesi halinde enfekte olan kişinin hayati tehlikesini önemli oranda ortadan kaldırabilecek tedaviler mevcuttur. 

HIV, vücuttaki virüs miktarını çok düşük veya hatta saptanamaz seviyelere indiren bir dizi ilacın kombinasyonu olan antiretroviral tedavi (ART) ile etkili bir şekilde yönetilebilir. Bu tedavide amaç virüsün vücuttaki yayılım hızını düşürmek, sayısını kontrol altına almak ve bağışıklık sistemini yeniden güçlendirmek şeklindedir. Bu şekilde kişinin yaşam kalitesi artırılarak, hastalıklara karşı direnç göstermesi sağlanabilmektedir. Tutarlı bir tedavi ile HIV’li kişiler uzun ve sağlıklı bir yaşam sürebilir ve hastalık AIDS aşamasına hiç evrilmeyebilir.

Ancak, başlangıçta da belirttiğimiz gibi şu anda HIV veya AIDS’i sonlandıracak bir tedavi yoktur. Kullanılmakta olan tedaviler virüsü tamamen ortadan kaldırmaz, ancak bağışıklık sistemine zarar vermeyecek şekilde virüsü kontrol altında tutar. Elbette tedavinin başarı için kişilerin bu ilaçları yaşamları boyunca kullanmaya devam etmeleri gerekmektedir. 

HIV tedavisinde “tespit edilemez” ne anlama gelir?

“Tespit edilemez” ifadesi, enfekte olan kişinin kan tahlillerine bakıldığı standart laboratuvar testlerinde kan dolaşımındaki viral yükün tespit edilemeyecek kadar düşük olmasını ifade eder. Bu seviyede düşük viral yük, antiretroviral tedavinin (ART) hedeflediği sonuçtur ve virüsün mükemmel bir şekilde kontrol altında olduğunu gösterir.

Tespit edilemez bir viral yük elde etmek ve bunu sürdürmek iki önemli fayda sağlar:

  • Sağlığın korunması: Bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur ve AIDS’e ilerlemeyi önler.
  • Bulaşmanın önlenmesi: Araştırmalar, saptanamayan viral yükü koruyan kişilerin cinsel partnerlerine HIV bulaştıramadığını göstermektedir. Bu kavram U=U (Saptanamayan = Bulaşmaz) olarak bilinir.

Saptanamayan duruma ulaşmak için ilacın hiç aksatılmadan, dikkatli bir şekilde alınması, düzenli takip ve virüsü izlemek için kan testleri gereklidir.

 

Üsküdar
Üsküdar hastanemiz ile iletişime geçin.
Bahçelievler
Bahçelievler hastanemiz ile iletişime geçin.
Kocaeli
Kocaeli hastanemiz ile iletişime geçin.
Çiftlikköy
Çiftlikköy hastanemiz ile iletişime geçin.
Yalova
Yalova hastanemiz ile iletişime geçin.
Başakşehir
Başakşehir tıp merkezimiz ile iletişime geçin.